12 Mart 2009 Perşembe

Eğitim Kurumlarında Kalite İyileştirme konusunda ne yapılabilir?











Sevgili Dostlarım,
Bugün sizlerle 1992 yılında tanışıp hayran olduğum bir felsefeden söz etmek istiyorum: Sürekli Gelişim Felsefesi. Yanlış anlaşılmalar nedeniyle son yıllarda "Toplam Kalite" felsefesi demeye dilimin varmadığı bu yaklaşım, bir "yaşam tarzı". "İnsan odaklı" olmasıyla uygulanmaya çok da yakışan bir yöntem.
1998 yılında felsefesi, tarihçesi ve uygulamalarını tanıtım amacıyla yazdığım kitabın (Kalite Okullarına Geçişte Toplam Kalite Yönetimi, Dünya yayınları) ardından geçen yıl "Sürekli Öğrenen: Ben!" adıyla çıkardığım son kitabımda hala bu anlayışı vurgulamaya çalışmam boşuna değil.
"Doğru!" anlatılmasıyla ve gerektiği gibi yönlendirilmesiyle gerçek bir değişim yaratan bu yaklaşım 1960'lı yıllarda "Sistem Yaklaşımı"yla ortaya çıkan ve yönetim biliminin kaçınılmaz bir sonucu olarak iş dünyasından başlayıp eğitim dünyasına yayılan bir mucize aslında... 2. Dünya Savaşından yenik çıkan Japonya'nın bugünkü büyük başarısının altında yatan ana neden o. "Kaizen" denilen minik adımlarla gerçekleştirilen iyileştirmelerinin kuruma ve bireye getirdiği gerçek bir yenilenme. Aslında Köy Enstitüleri sistemine yerleşimiyle bizden de çok şey taşıdığına inandığım bir yaklaşım.
Bu inancımla şu an sayısı 1000'e yaklaşan "İmece Halkası" çalışmalarım artarak sürmekte. Bazılarının Kalite çemberleri veya kalite halkaları olarak betimlediği bu çalışmalar tarafımdan "İmece Halkaları" adıyla; içindeki farklı felsefe ve uygulamalarıyla Türk kültürüne ve yeni Müfredata uyumlandırılmış durumda. Aynen 2004-288 yılları arasında Microsoft Yenilikçi Öğretmenler Programı'nı Türk Eğitim Sistemine uyarlayıp, yerellştirmem gibi...2001 yılında başlattığım İmece Halkaları çalışması 2005 yılında Dünya Bankasının düzenlediği "2005 Türkiye Yaratıcı Kalkınma Fikirleri yarışması"nda da ödüllendirilmişti. 6 yıldan bu yana sürmekte olan "Bilişimci Martılar" ve 2010 Bigg-İst projelerimiz bu sistemle yürümekte. Bu amaçla yazılmış ve http://www.pandora.com.tr/ adresinden veya benden edinebileceginiz "Eğitimde Güç Birliği-Sınıfta ve Okulda İmece Halkaları" isimli kitabım bu konuda yapılmış ilk 16 projeyi içermekte. 2003 yılı sonunda 16 olan halka sayısının son beş yılda 1000'e ulaşmış olması bence büyük bir başarı. Yürütülen projelerin dönütleri bu konuda hâlâ bana ümit vermeye devam ediyor (Bkz. http://www.bilisimcimartilar.com/). Üstelik benzer çalışmaların yapıldığı diğer ülkelerdeki paylaşımların da gösterdiği sonuç bu. Üstelik geçtiğimiz Ağustos ayında bu çalışmaların Türkiye ayağını gerçekleştirdik ve WCTQEE tarafından son derece başarılı bulunduk (Bkz. www.hayalkoksal.com/konvan).
İmece çalışmalarına başlamanın ilk ayağı; "Eğitimde Sürekli Gelişim" yani "Toplam kalite" felsefesini ve kalite araçlarını öğrenmekten geçiyor. Bu nedenle Eğitim fakültelerinde verdiğim derslerin ilk 2 haftalarını "TKY" ve "İmece Halkalarıyla Proje Yönetimi"ne ayırıyorum. İşte yukarıda gördüğünüz fotoğraflar dün Boğaziçi Üniversitesi, Eğitim fakültesi'nde vermekte olduğum "Innovative Teaching" dersimde verdiğim ilk seminerde çekildi. Haftaya çarşambaya yani 18 Mart tarihinde, 13.00-16.00 saatleri arasında Boğaziçi Üniversitesi, Kuzay Kampüs, Turgut Noyan Konferans Salonu'nda ikinci seminerimiz var. Gelen dostlara kapımız her zamanki gibi açık.
Bu çalışmaların en büyük özelliği;
  • İnsan olarak özümüzde yer alan sürekli gelişim felesefesini,
  • paylaşımı yani imece kültürümüzün temel özelliklerini,
  • zaman yönetimini,
  • liderlik, iletişim ve teknoloji kullanımı becerilerini,
  • sorun çözme ve akıl yürütme becerilerini ve de
  • yapılanları çevre ve toplumla paylaşabilme becerilerini ve rahatlığını öğrencilerimize kazandırmak.

Bu çalışmaları ana sınıfından öğrenci halkalarıyla da yaptık ve verimin yüksek olduğunu gördük. Bu yıl engelli öğrencilerimizi de bu çalışmalara ekledik. Şimdiye kadar aksayan ve yarıda bırakılan çok az sayıdaki projeye baktığımızda sorunun;

  • eksik ya da yanlış öğretmen ve idareci yönlendiriminden,
  • okuldaki teknolojik sıkıntılardan ve
  • hırs, ihtiras,kıskançlık ya da tembellikten kaynaklandığını saptadık.

Yani projenin sonlanmaması için aslında önemli bir engel yok. Tek neden; yine insandan kaynaklanan ve birey kalitesine dayanan nedenler. Oysa geleceğimizin liderleri öğrencilerimiz için yapabileceklerimizi optimal (en üst) düzeyde yapmak; hem biz eğitimcilerin ve hem de anne-babaların birincil misyonları olmalı.
Sizinle paylaşmadan edemeyeceğim Sayın T. Alp'ten gelen bir yazıyla son vermek istiyorum. Sevgi ve saygılarımla engelsiz, sağlık ve esenlik dolu çalışmalar diliyorum.

Dr.Hayal KÖKSAL Kalbe Mer ve Sü Ge Der Başkanı


'O kadar mutluyum ki, utanıyorum' Voltaire
Fransız düşünürü Voltaire (1694-1778), neredeyse bütün hayatı boyunca ya hastaydı ya hastalık hastası. 41 yaşında bir arkadaşına yazdığı mektupta 'gene' hastalandığından şikâyet etti ve 'Birkaç yıllık ömrüm kaldı' dedi. Voltaire, bu mektubu bitirdikten 43 yıl sonra öldü. Her Allah'ın günü bir şeyin kanser yaptığı veya kansere iyi geldiğinin açıklandığı bir dünyada yaşıyoruz. Sıska, sıkı ve sağlıklı yaşamak neredeyse din haline geldi. Voltaire, kolesterol, trigliserit, AIDS ve kuş gribinin bilinmediği çağların adamıdır. Bir şeyleri doğru yapmış olmalıydı ki, insanların genellikle kırkına gelmeden öldüğü on sekizinci yüzyılda, 84 yaşına kadar yaşadı ve bir daha kalkmamak üzere yatağa düşünceye kadar aktif bir hayat sürdü.Voltaire'in uzun ömrünün sırrı NE olabilir? Uzun yıllar düşünür için sekreter ve uşak karışımı bir şey olan Sebastien Longcahmps, Voltaire'in hep 'İnsanın sağlığı tamamen kendi ellerindedir' dediğini yazdı. 'Bunun üç temel ayağı var derdi: ayıklık, her şeyde ölçülü olmak ve hafif egzersiz yapmak. Kaza dışında, insanın başına gelen bütün hastalıklarda bizi sağlıklı halimize iade etmeye uğraşan doğaya yardımcı olmak yeter. İnsan aşağı yukarı her zaman diyetinde sıkı olmalı, uygun ve sürekli sıvı almalı ve hep basit şeyler yemelidir. Yanında bulunduğum süre içinde onu hep bunları yapar gördüm.' Uzun ömrün sırrıBunlar büyük bir sır değil aslında. Her şeyde ölçülü olmak aklı başında her insanın uyguladığı bir prensiptir. Bence Voltaire'in uzun ömrünün sırrı vücudunda değil kişiliğindedir. Voltaire uzun yaşadı, çünkü mutluydu. Öğrenmeye meraklıydı ve müthiş zengin olmasına rağmen, bir dakikasını boşa harcamadı. Ölmeye vakti yoktu. Binlerce mektup, yüzlerce sahne oyunu, kitap, makale yazdı. Saray yavrusu evinde her zaman misafir vardı. 'Ben Avrupa'nın hancıbaşısıyım' dedirtecek kadar. Adaletsizliğe hiç tahammülü yoktu. İlkel Fransız yargısının hışmına uğramış insanları kurtarmak için, tek başına, tarihe geçmiş kampanyalar yürüttü. İnsanların hakları olmayan bir dönemde insan hakları için mücadele etti. Kiliseyle ve bağnaz rahiplerle yaşam boyu dalga geçti. Ölüm döşeğinde papazlar onu pişmanlık getirmeye, şeytanı lanetlemeye davet ettiklerinde 'Şimdi yeni bir düşman kazanmanın zamanı değil' dedi. Bence, Voltaire'in en büyük özelliği yaşamdan zevk almasıydı. 'O kadar mutluyum ki utanıyorum' diye itiraf etti bir arkadaşına. 'Ben neredeysem dünya cenneti oradadır' dedi.

11 Mart 2009 Çarşamba

Eğitimde Sürekli Gelişim Seminerine Davetlisiniz...




OKULDA VE SINIFTA SÜREKLİ GELİŞİM (TKY) SEMİNERİ
Değerli Öğrenci ve Öğretmen Dostlarım,
Bugün 13.00-16.00 saatleri arasında Boğaziçi Üniversitesi, Kuzey Kampüs, Turgut Noyan Salonunda vereceğim "Okulda ve Sınıfta Sürekli Gelişim / TKY" seminerime davetlisiniz. Ücretsiz olan katılımda sizleri de yanımızda görmek isteriz. Sevgilerimle...
Hayal KÖKSAL

8 Mart 2009 Pazar

Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun!

Bugünümüzü ve tüm çağdaş haklarımızı borçlu olduğumuz Ata'mıza sonsuz şükranlarımızı sunuyor; ancak O'nun ilke ve devrimleriyle; aydın kadın ve erkeklerle aydınlık yarınlara... diyoruz.
Köksallar

7 Mart 2009 Cumartesi

Çok Güzel bir Yaşam Öyküsü

Sevgili Dostlar,
Bugün Sayın Oktay Canpolat tarafından gönderilen çok güzel ve örnek bir yaşam öyküsünü sizlerle paylaşmak istiyorum. Hepimize örnek ola...
Sevgilerimle.
Hayal Köksal
Yaşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti. Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın 'Günaydın Anne, Günaydın Baba' dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. 'Günaydın Kocacığım' dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp 'Günaydın Evlatlarım' dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz atıp 'Sizleri, hepinizi çok özledim' dedi.Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama 'Bir taksi istiyorum' dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi.
Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu.Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. 'Patlama be adam' dedi. Nihayet taksiye binebildi.'Teyze hoş geldin' dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. 'Nereye gidiyoruz?' Kadın kısa bir sessizliğin sonunda 'Tüm bir gün beni taşırmısın?' diye sordu. 'Sana 500 lira veririm.' Adam küçümser bir gülümseme ile, 'Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze' dedi.Kadın gülümsedi'O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?''Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım.
İlk önce nereye gideceğiz?''Anıtkabir'e''Anıtkabir'e mi?'Evet''Tamam teyzeciğim''Yaş kaç teyzeciğim?''Seksen sekiz''Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim''Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum''Haklısın teyzecim'Taksi Anıtkabir'in kapısına gelmişti. Şoför 'Teyzeciğim geldik' dedi. Dalgın görünen kadın 'Evladım burada yardımına ihtiyacım var' dedi. 'Benimle gel' Adam şaşırmıştı. 'Tabii teyze' dedi. Kuşkulu gözlerle 'Bizi buraya alırlar mı?' diye sordu.O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak 'Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?' dedi'Hayır''Kaç yıldır Ankara'da yaşıyorsun?''Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme''Ee o zaman''Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben
'Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde'Nasıl çıkacaksın Teyze?' diye sordu.'Her ay nasıl çıkıyorsam öyle''Her ay geliyormusun?''Evet'Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti. 'Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım'. Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra, 'Hadi gidelim' dedi.
Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı. 'Yoruldun mu Teyze' dedi.Kadın sustu. Bir süre suskunluktan sonra 'Evet hem de çok yoruldum' diye cevapladı.'Nereye gidiyoruz?''Bankaya'!Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk'e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.'Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?''Sor bakalım evladım''Anıtkabir'de Atatürk'e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?''Uzun hikaye evladım''Olsun be teyze anlat ne olur''Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende 'Adalet' dedim. Bunun üzerine 'Ne güzel ismin varmış' dedi. 'Okulu bitirince ne olacaksın' dedi bana. Hemşire dedim. Oda 'Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır' dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, 'Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın' dedi .''Sen ne dedin peki?''Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.''Peki olabildin mi Adalet Teyze?
''Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.''Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze''Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin''Haklısın Adalet Teyze. Bu banka mı gelmek istediğin'?'Evet'!'Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?''Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım?''Osman teyzeciğim''Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?''Tamam teyzeciğim'! Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğinifark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü. 'Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür' diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.
'Hoş geldin Hakim Teyze' 'Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.'
'Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?' 'Yok aksine hoşuma gitti. Sağol' 'Nereye gidiyoruz?' 'Seyranbağlarına' 'Tabii' 'Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen' 'Tüm Anadolu'yu karış karış gezdik rahmetli kocamla' 'Ne iş yapardı amca?' 'Subaydı.' 'Ne zaman vefat etti?' 1952'de' 'Çok olmuş.Gençmiş' 'Kore savaşında şehit oldu.' 'Allah rahmet eylesin Hakim teyze' ' Sağol' 'Seyranbağları'na geldik nereye gideceğiz?' 'Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.' 'Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben' 'Yok bekle burada' Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktangörünen levhasına baktı. 'Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu' yazısını okudu. Anlam veremedi. 'Bu kadın burada ne yapar ki?' diye düşündü.
Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibarbir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın 'Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin' dedi.Adalet hanım, buğulu gözlerle 'İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın' dedi.Araba hareket etti.'Nereye Hakim Teyze?' 'Hemen iki sokak öteye' Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti.Bu binada da 'Ankara Seyranbağları Huzurevi' yazıyordu. 'Bekle beni' Tabii Hakim Teyze' Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çokyaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıpöpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım'ın gözlerinden akan yaşları fark etti.'İyi misin Hakim Teyze''İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor''Nereye gidiyoruz?''Cebeci Asri Mezarlığına''Tamam''Teyze nerelisin sen?''Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke'ye döndük. Allah'a Şükür Babam'da sağ salim döndü savaştan.''Sonra ne oldu?''Liseye Aydın'a gönderdi babam. Orada Atatürk'le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul'a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye'de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..''Çocuğunuz var mı?''Bir kızım bir oğlum vardı.''Neredeler şimdi?''Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.''Ne güzel''1978'de Fransa'da Ermeniler öldürdüler.''Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani''Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.''Amin. Ya kızın?''O eşi ve çocukları ile İzmit'te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999'da depremde hepsi vefat ettiler.''Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma''Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol''Geldik Teyze''Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.''Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.''Yok beni alacaklar buradan''Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 'yi ona veririm. Gerisi kalsın. Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.''Çocukların var mı?''İki tane ellerinden öperler.' Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.'Adları nedir?''Kemal ve Ayşe''Oğlumun adı da Kemaldi.'Sessizliğin ardından Osman'ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..'Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut.Atatürk'ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.'Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu. Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı. Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.Ertesi gün Ankara'da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi. Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı. Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti:'Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ'a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ'ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları'ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ'ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.'Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar. Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman'ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında'Gökler bile sana ağlıyor' diyerek ağladığıydı.Nuriye ÖZDİNÇER Şerefle bitirilmesi gereken ,En asil görev, hayattır.Bir lokma ekmek için,Şerefini çiğnetmeye;Bir anlık eğlence için,Servetini tüketmeye;Bir zamanlık mevkii için,El ayak öpmeye;Günlük menfaatler için,Onurunu terketmeye,Bir kısım insanlara kızıp;Tüm insanlara düşmanOlmaya değmez bu hayat. hayatta en güzel şey şerefle gururla haysiyetinle ölebilmektir anlayabilene...

4 Mart 2009 Çarşamba

"Dünya Kadınları" ve Ajandanız...

Sevgili Dostlarım,
Bildiğiniz gibi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Yaşam koşullarının yıllar geçtikçe daha da iyileşmesi, güzelleşmesi ve olumlu meyveler vermesi beklenen 21. yüzyıl dünyasında kadının acımasız şiddete maruz kaldığını ve erkekle eşit haklardan yoksun bırakıldığını her ülkede gözlemlemek mümkün. Bunun nedenini anlamak çok zor, çünkü hepimiz biliyoruz ki geleceğin erkeğini de kadınını da yetiştiren yine "Kadın". "Ana" iken kıymetli olan kadın kız evlat ve eş olduğunda neden değer kaybetmiş görüntüsü veriyor? Neden ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor ve şiddete uğruyor? Atatürk kadına verdiği önemi hem davranışlarıyla ve hem de birçok dünya ülkesinden önce ona kazandırdığı haklarla büyüklüğünü ve öngörü gücünü bir kez daha kanıtlamış bir lider. Bizler onun bize tanıdığı bu çağdaş ve gelişimden yana önderliğini sadece onaylamak veya takdir etmekle kalmıyor, yaşamımıza yaptığımız aktarımlarda ne kadar haklı olduğunu anlıyoruz; zira görüyor, tanık oluyor ve yaşıyoruz.
Her yıl sadece "Kadın Haftası"nda değil yıl boyu yaptıkları etkinliklerle kadın uyanışına destek veren İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği bu yıl da çok zengin bir program hazırlamış. Ajandanızı ayarlayabilmeniz için Sayın Nazan Moroğlu'nun paylaşmış olduğu bu programı ben de okurlarımla, siz sevgili dostlarımla paylaşmak istedim. Lütfen elinizden geldiğince bu etkinliklere katılın ve gereksinimi olduğunu düşündüğünüz kadın ve erkek dostlarınızı da katılmaya yüreklendiriniz.
Tüm dünyada erkek-kadın ayrımı yapılmaksızın büyütülecek yavrularımızın ne kadar mutlu bireyler olacağını kestirmek hiç de güç olmasa gerek!
Sonsuz sevgi ve saygılarımla.
Hayal Köksal
İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği (İKKB)
Kadın Haftası Etkinlikleri
--------------------------
3 - 14 Mart 2009
---------------------------
Dünya Kadınlar Günü Etkinliklerini
Prof. Dr. Türkel Minibaş’a Armağan Ediyoruz

4 Mart 2009 Çarşamba
“Günümüzde Kadın, Sanatta Kadın”
Tarih : 4 Mart 2009
Saat : 14:00 – 17:00
Yer : Beşiktaş Afife Jale Sahnesi, ORTAKÖY Kültür Merkezi

"8 Mart ve Haklarımız"
Tarih : 4 Mart 2009
Saat : 11:00
Yer : ŞİŞLİ Halk Eğitim Merkezi
Profilo İş Merkezi arkası, Mecidiyeköy

5 Mart 2009 Perşembe
“İslamiyette Tüp Bebek”
Tarih : 5 Mart 2009
Saat : 14.00
Yer : Yunus Emre Kültür Merkezi, ATAKÖY

7 Mart 2009 Cumartesi
“Töre ve Kadın”
Tarih : 7 Mart 2009
Saat : 11:00 – 14:00
Yer : İstanbul Barosu Orhan Adli Apaydın
Salonu; İstiklal Caddesi, BEYOĞLU

8 Mart 2009 Pazar
Dünya Kadınlar Günü
Tarih : 8 Mart 2008
Saat : 10:30 – 12:30
Konu : “İğneli Koltukta 4.5 Yıl”
Yer : The Marmara Oteli
Opera Salonu, Taksim
Tarih : 8 Mart 2009
Saat : 13:30
Kadına Yönelik Şiddete Dur Demek için;
"Ekmek ve Gül" için ELELE
Yer : Demokrasi Anıtı
BEŞİKTAŞ Meydanı

9 Mart 2009 Pazartesi
“Kadın İş Gücü, Sendikal Haklar ve Siyaset”
Tarih : 9 Mart 2009 Pazartesi
Saat : 14:00
Yer :Bağımsız Cumhuriyet Partisi İl Başkanlığı,
Barbaros Bul. Eski Yıldız yolu
No:16 D:2 BEŞİKTAŞ
10 Mart 2009 Salı
“Aile İçi Şiddete Son”
Tarih : 10 Mart 2009
Saat : 14:00 – 16:00
Yer : Fatih Kız Lisesi Konferans Salonu
Darüşşafaka Cad. Fatih,
0212/ 523 37 06; 532 27 33

12 Mart 2009 Perşembe
“Yerel Yönetimde Kadın”
Tarih : 12 Mart 2009
Saat : 13:00 – 15:00
Yer :BAKIRKÖY HALK EĞİTİM Merkezi
Kartaltepe; General Şükrü Kanatlı Cd. No:3

13 Mart 2009 Cuma
“Çocuk Gelinler”
Tarih : 13 Mart 2009
Saat : 14.00
Yer : Yunus Emre Kültür Merkezi, ATAKÖY

14 Mart 2009 Cumartesi
'Mutlu Aile ve Aile Fertlerinin İlişkileri'
Tarih : 14 Mart 2009
Saat : 13.00
Yer : Beykoz Atatürk İlköğretim Okulu

3 Mart 2009 Salı

3 Devrim Yasasının 85. Yıldönümü

Sevgili Dostlar,
Bugün yani 3 Mart 2009 günü, Türk Demokrasisinin en önemli temellerinden bir bölümünü atan ve laiklik yasaları olarak bilinen "3 Devrim Yasası'nın (Şeriye ve Evkaf Vekaletinin Kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat Yasası ve Halifeliğin Kaldırılması) 85. yıldönümüdür. Hem sevgili Atamızı hasretle yadediyor ve hem de devrim ve ilkelerine bağlılığımızı bir kez daha yinelemek istiyorum.
Sağlık sorunlarıyla uğraşmak durumunda kaldığım bu günlerde her işin başı sağlık diyor ve Sayın Kemal Kocabaş arkadaşımın gönderdiği iletiyi sizlerle de paylaşmak istiyorum. Sağlık ve esenlikle kalın.
Hayal Köksal

HERKES YAPMALI :)
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart, Çek kızarmış ekmek kokusunu içine, Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, Ohhh şöyle bir hafifle Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak Çiçek görürsen kokla,köpek görürsen okşa , çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı, hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire , Sizden âlâ misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil, Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
Can Yücel

23 Şubat 2009 Pazartesi

MARTI SİMGESİ...

Sevgili Dostlar,
Mükemmellik yolculuğu olan kalite çalışmalarında "risk almak" faktörü "değişim"i yaratabilmek adına çok önemli bir unsur. Benden Bilişimci Martı Projelerinin "Neden başka bir canlı değil de martı?" olduğu sorulur durulur senelerdir...İşte yanıtı bu! Tabii ki bir de İstanbul'un simgesi olması ve Jonathan Livingston'un etkisi büyük. Bugünkü Cumhuriyet gazetesinde Sayın Ali Kılıç'tan bir şiir vardı. Sizlerle paylaşmadan edemedim. Sevgiyle kalın, ufkunuz hep açık ve mavi olsun ama ayaklarınız da yukardaki Martı gibi sağlam bassın. :)


Yaşamak risk almaktır arkadaş

adam gibi yaşayacaksan risk alacaksin

yoksa ot gibi yaşarsın, ot gibi

martıyı örnek al arkadaş

nasıl saldırıyor simide

ölümdenkorkmadan

saldıracaksın simide

risk alacaksın arkadaş risk

yoksa ot gibi yaşarsın....


Hayal Köksal