3 Ocak 2014 Cuma

SON DEĞİŞİKLİKLERLE PROJEMİZ...:)



© ULUSLARARASI LİDER ÖĞRETMENLER (MARTILAR) PROJESİ
BAŞLIYOR…

Sürekli kendini yenileyen; hedefi teknolojiyi etkin kullanarak ve de birlikte sorun çözerek imece ruhunu yaşatmak olan öğrenci-odaklı “Bilişim İmecesi”nin  10. Yılını tamamladık.
Şimdi sıra Martı Lideri olan Öğretmenler’de!

2004 yılında başlayıp günümüze değin gelebilen, okul öncesi sınıflarından üniversitelede okuyan öğrencilere kadar 269 projeyle sadece ülkemizi değil; ABD, Hindistan, Nepal ve Güney Afrika’yı da kucaklayan Uluslararası Bilişimci Martı projeleri 10. Yılını başarıyla tamamladı. Projemizi tam sonlandırmaya karar vermişken yurtdışındaki dostlarımızdan gelen istek üzerine projemize devam etmeye karar verdik ama farklı bir formatta. Projenin ismi de buna bağlı olarak değişti:
                               ULUSLARARASI LİDER MARTILAR (EĞİTİMCİLER) PROJESİ
15 Ocak -1 Haziran 2014 tarihleri arasında tamamlanması gereken projemiz, eğitimcinin liderliğinde, tümüyle onun inisiyatifine ve organizasyonuna dayalı olarak gelişecek. Yani; tüm paydaş grupları onun tarafından belirlenecek, projenin hangi tematik alanda çalışılacağı onun tarafından belirlenecek ama konunun spesifik hale getirilip planlamasında ortak karar alınacak. Alına kararlar doğrultusunda süreç onun tarafından yürütülecek. Her adımda video çekimleri son derece önemli. Verilerin ölçülüp değerlendirilmesi ve değişimin başarı yüzdesinin saptanması da son derece önemli olan projede çalışmalar; Power point sunumların (Türkçe ve İngilizce) Blog ve/ya Web sayfasına yerleştirilmesi ile son bulacak. Günümüzde “MOOC=Massive Open Online Course)” kavramı güncellik kazanırken bizim projemizde”WOW!” yani görenin hayret ve hayranlıkla izleyeceği Oops! (Open Online Projects) kavramı önem kazanmış durumda.
PUKÖ Döngüsü ve analitik sorun çözme yöntem ve araçlarının kullanılacağı projede üç grup öğretmen liderlik çalışmasının başında olabilecek:
·         Çalışmakta olan öğretmenler (Her alan ve her düzeyde)
·         Hizmet öncesi eğitimde olan öğretmen adayları (Anadolu Öğretmen Lisesi ve Eğitim fakültesinde öğrenci olan öğretmen adayları)
·         Emekli öğretmenler (Her alan ve her düzeyde).
Çalışma konularını kısıtlamak istemesek de, başlıca çalışma konularımızın aşağıdaki sorun alanlarından biri olması beklenmektedir:
1.       Eğitim,
2.       Çevre
3.       Şiddet, ayrımcılık, çatışma ve haklar
4.       Liderlik ve Sistem
5.       Engellilik
6.    Medya ve Etik
Katılım Koşulları: Projeye katılabilmek için “Etik ve Pratik Uygulamaları içeren Proje Sözleşmesi”nin öğretmen ve ilgili kurum yöneticisi tarafından imzalanması gerekmektedir. Gönüllülüğün ve istekli oluşun önemli bir ilke olduğu projede öğretmenin teknoloji kullanımı ve PUKÖ adımları ile ilgili sorunları olmamalıdır. Projenin yol gösterimi Powerpoint sunumların paylaşımı ve her ekiple yapılacak birebir Skype Konferansları aracılığıyla gerçekleşecektir.   
Bu projenin maddî bir ödülü de yoktur. Liderlik becerileriyle donanmış öğretmenlerimizin İmece ruhunu iş ve özel yaşamlarına taşımaları önemlidir. Bir soruna çözüm üretmek ve bunu “ulusal” ve “uluslararası” platformlarda paylaşarak tanınmak en büyük ödül olarak algılanmalıdır. İsteyen proje paydaşları benzer projelerin paylaşılacağı 17. ICSQCC’ye katılabilirler. Bu etkinlik Londra, Kingston Üniversitesi’nde 23-28 Haziran'da gerçekleşecektir.                                                       
Projeye katılım EMEKLİ ÖĞRETMENLER ve ÖĞRETMEN ADAYLARI için ÜCRETSİZdir.
PROJENİN TESLİM TARİHİ: 2 HAZİRAN 2014                                                                                                             BİLGİ ALMAK İSTEYEN KURUMLARIN  PROJE GENEL KOORDİNATÖRÜ HAYAL KÖKSAL’I ARAMALARI GEREKMEKTEDİR.   
KAYITLAR BAŞLAMIŞTIR.  İLGİLENEN DOSTLARA DUYURULUR                                                                                                                                                                
TEL: 0 212 341 26 01 / 0 532 373 84 87
E-POSTA: hayal@hayalkoksal.com     koksalhayal@gmail.com    hayal@boun.edu.tr

1 Ocak 2014 Çarşamba

Mutlu ve Umutla Dolu bir Yıl Diliyorum...

Değerli Dostlarım,
Umutların bol, dostlukların gani, hüzünlerin hemen hemen hiç olmadığı güzel günler yaşamamız dileklerimle girdim yeni yıla. Sağlıklı olmanın büyük bir hediye olduğunu daha çok duyumsadığım son yıllarda yalnızlığın yalnızlıkla değil kardeşçe coşkularla ve bitimsiz hobilerle zenginleştiğini daha iyi anlıyorum. Ardında çıkar düşüncelerinin değil, karşılıksız ve dostça paylaşımların insanı zenginleştirdiğine, ailenin en büyük zenginlik kaynağı olduğuna, yeni doğanların insanı mutluluğa gark ettiğine tanık oluyorum. Çocukların tertemiz duygularının zamanla nasıl karartıldığına tanık olduğumda içimi hüzün kaplasa da gelecek yılların daha aydınlık olacağı inancıma sıkı sıkıya sarılmaya devam ediyorum. Geçen yılın son döneminde yaşamıma renk katan genç meslektaşlarıma, Sarıyer'deki yeni oluşumda içimi ümitle dolduran dostlarıma iyi ki varsınız diyorum. Son yıllarda yanımda göremediğim, bir şekilde kendi yollarına yönelen arkadaşlarıma yollarının açık olmasını diliyorum. Ben her zaman buradayım ve aradıklarında yine beni yanında bulacaklarından emin olmalarını diliyorum. Çünkü bu yaşamın gereği bir süreç. Limandan ayrılan ve yine dönen gemiler gibiyiz her birimiz. Limanlar farklı olsa da...
Bu yılın kavgasız, çatışmasız, bitimsiz sevgilerle, huzur, anlayış ve iyi yönetişim sonuçlarıyla dolu olmasını dilerken, zorda ve sıkıntıda olanlara en kısa zamanda aydınlık günlere kavuşmaları dualarımı gönderiyorum.
Sağlıkla ve sağlıcakla kalın.
Hayal KÖKSAL

22 Aralık 2013 Pazar

Yeni Yıla Doğru

Değerli Dostlar,
Yeni bir yıl yeni ümitler demek! Herşeyin kapkara olduğunu düşündüğünüz bir anda kocaman bir ışık demetini fark ediş, uçurumdayın dibinde olduğunuzu hissettiğiniz anda göklerde mutluluktan uçmanız demek.
Aklın ve bilimin ışığında, hoşgörü ve önsezilerimizle yüreğimizin gösterdiği yere gidersek eğer aydınlığa çıkacağımıza inanıyorum. Buna şeffaflık ve dürüstlüğün, sevgi ve şefkatin, art niyetsiz oluşun sihirli katkısını da eklemek lazım.
2014 yılının en güzel günleri size, bize, ülkeme ve tüm dünya milletlerine getirmesi dileklerimle diyor; barışın ve kardeşliğin hep yanımızda olmasını yürekten arzuluyorum.
Hayal KÖKSAL

23 Kasım 2013 Cumartesi

ÖĞRETMENLER GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN

Değerli Dostlarım,
Yarın bir "Öğretmenler Günü"nü daha çeşitli kutlama programlarıyla geçireceğiz. Öğretmenlerin hakları, sorunları ve beklentilerini bir gün..., en fazla da bir hafta çeşitli programlarda izleyecek sonra yine eski düzene döneceğiz. Bilinmez, belki eski düzeni bile özleyeceğiz!
Dünyadaki değişim özellikle Arap Baharı(!) sonrası farklı bir kulvara yöneldi. Mutluluk ve huzurun gelmesi beklenen ortamlar mutsuz, sefil ortamlara dönüştü. O ülkelerdeki insanlar, özellikle de eğitimin ana paydaşları olan öğrenci, öğretmen ve veliler bu durumdan memnun mu? Peki bizdeki durum ne? Bunu sıkça konuşup paylaştığınızı tahmin edebiliyorum. Peki ye neler yapılabilir sorusu karşısındaki tutumunuz ne? Son zamanlarda eğitim sistemimizde nelerin değiştiğini biliyor, okuyor veya tanık olduklarınızı irdeliyor musunuz? Çocuğunuz ya da öğrencileriniz sizin aldığınız eğitimden çok daha ileri, bilimsel ve akılcı bir yolda mı ilerliyor_ki geleceğin daha iyiye gitmesi her zaman beklenen, istendik değişimdir_? Yoksa siz de dünyada ve ülkemizde olanları olması gerekenler olarak kabullenip kendi kabuğunuzda günü mü kurtarmaya çalışıyorsunuz?
Haydi gelin bir değişiklik yapın ve bu konuda yazılıp çizilenleri okuyun ama farklı kaynaklardan! Sonra bu konuda yapılan bilimsel çalışmaları dinlemeye, izlemeye gidin ya da en azından okulları daha sık ziyaret edip içinden dışından neler olduğunu gözleyin. Sonra oturup başınızı ellerinizin arasına alın ve içinizden geçen, ideal eğitim sistemini hayal edin. Nasıl hissediyorsunuz? Mutlu ve umutlu musunuz?
Ben ülkemdeki eğitimi, eğitimin içindeki biri olarak az çok izlediğimi düşünüyorum; kâh bir pedagojik formasyoncu gözlüğüyle, kâh eğitimde kalite iyileştirme uzmanı olarak. Önümüzdeki hafta da yurt dışındakileri izleyebilmek adına 25 dünya ülkesinin eğitim liderlerinin katıldığı "16. ICSQCC" etkinliğinde olacağım. Bu sayfadan sizlere yazacağım. Ancak buna fırsat bulamayacakalrı 25 Kasım Pazartesi günü Boğaziçi Üniversitesi, Güney Kampusteki Albert long hall'da yapılacak olan "Öğretmenelr Günü Kutlama Programı"na davet etmek istiyorum. 10.00-13.30 saatleri arasında yer alacak etkinliğin yine düzenleyicisi Eğitim Fakültesi. Sayın Dekanımız Prof.Dr. Güzver Yıldıran ve ekibinin heyecan verici sunumundan çok şey öğreneceğimize eminim. Program şöyle:
 
PROGRAM
10:00 - 11:50         Açılış
İstiklal Marşı ve Saygı Duruşu
Klasik Müzik Korosu
Rektör Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu’nun Açılış Konuşması
Ana Konuşma: Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Güzver Yıldıran: “Eğitim Sistemimizdeki Değişiklik ve Belirsizlikler”
 “Prof. Dr. Hikmet Sebüktekin Eğitim Bursu Ödülü’nün Takdimi
11:50 - 12:50         Program Konuşması
Engin Şimşek: “Boğaziçi Eğitimciler Oluşumu Birinci Raporu: Türkiye Eğitim Haritaları 2012”
Prof. Dr. Nermin Abadan Unat: “Bir Öğretmen 60 Yılının Hesabını Veriyor“
12:50 - 13:15         Tartışma
13:15 - 13:35         Atatürk Büstüne Çelenk Konulması
Tüm güzelliklerin öğretmenlerin ve onların yetiştireceği gelecek kuşaklarımızın olması dileklerimle...
Hayal KÖKSAL

24 Eylül 2013 Salı

Yeni Akademik Yıl ve Düşündürdükleri

Merhaba,
Yeniden sizlerle birlikteyim sonunda.
Geçen hafta İlk ve Orta dereceli okullar bu hafta da diğer bazı üniversitelerle birlikte bizim Üniversitemiz_Boğaziçi de açıldı. Uzun bir aradan sonra genç öğretmen adaylarımla iki gün birlikte olmak enerjimi tazelemeye yetti. Onların kıpır kıpır meraklı halleri, heyecanları yanısıra sergiledikleri ders çakışma üzüntüleri ve bunu düzeltme çabaları görmeye değerdi. Bir kenera çekilip onların bu tatlı koşturmalarını izlemek hoştu doğrusu. Bu duygu, yıllarını öğretme aşkıyla geçirmiş ve geçirmekte olan eğitimciler için tanıdık bir duygu aslında ama herşeyi bitirip köşeye çekilene dek pek de dillendirilmiyor galiba. Ben bunu hâlâ yaşamaya ve yaşatmaya çalışan, uslanmaz bir öğrenme ve paylaşma aşığıyım. Benzer duyguların varlığını hissettiğim gençlerde öğretmenliğimin ilk yıllarını görmek, bunu duyumsamak beni tazeleyen şey belki de.
Öncelikle öğretmen olmamda ısrarcı olan sevgili anneme ve babama, sonrasında da beni yetiştiren öğretmenlerime minnettarım öğretmen olduğum için. Ve en son olarak da mesleği sevmeme katkı sağlayan herkese, en başta da değerli öğrencilerime. Şimdi çalışma yıllarımı elimden geldiğince uzun tutmaya çalışarak artık benim en büyük hobim haline gelmiş bu kutsal mesleği sürdürecek değerli gençleri yetiştirme çabasındayım, sağlığım ve koşullar elverdiğince...
Malûm artık herşey çok daha farklı. Yaşam tarzınız, giyiminiz, okuduğunuz gazete ve izlediğiniz TV kanalı bile sizin farklı kişilerce farklı yorumlanmanıza sebep olup alanınızda verimli işler yapmanızı bile şekillendirir oldu; engelliyerek ya da sizi göklere çıkartarak! Sizin ne kadar yetkin ve etkin olduğunuzu, alanınızdaki bilgi ve becerinizi bilip sizi kolluyanlar varsa, ne âlâ. Çok şanslı sayın kendinizi ve tadını çıkarın. Bir de tersiyse durum, vay halinize! Kendinizi çok farklı koşullar altında, farklı bir çalışma içinde ya da âtıl buluverirsiniz. "Eh emeklilik bu işte!" diyenler en çok kızdıklarım. Emeklilik çağı bence kişinin bir ömür boyu biriktirdiklerini gençlerle ve kendinden sonra gelenlerle paylaşma, ışıldama çağı. Tıpkı güneşin toprağa güç, bitkilere can vermesi gibi. Ancak çoğu yerde ne yazık ki bunun tersi oluyor, özellikle de ülkemizde. Oxford Üniversitesi'ni gezmeye gittiğimde her binadan hayli yaşlı hocaların çıktığını gördüğümde garipsemiştim, onların çağı geçmiş olmuyor mu İngilizlere göre diye düşünmüştüm. Deneyime verilen değer malesef gelişmiş ülkelere özgü. Bizde durum farklı, biraz yaşlanma belirtisi gösterdiniz mi artık boş bir çuval gibi atılma, kenara konma vaktiniz gelmiş demektir! Çocuklarınızla bile durum aynı. Çoğunluğa göre 25 yıl çalıştıktan sonra 2000'in ilk yıllarında köşeme çekilip rahatıma (!) bakmam gerekiyordu. Torun torbaya karışıp büyükanneliğin tadına varmalıydım. Yıllar sonra da bu mümkün. Şu an torunumla geçirdiğim saatler hayatımın en mutlu saatleri. Kendi canımdan, kendi kanımdan bir miniğe de birşeyler vermeye çalışabilmek. Onun için yeni oyunlar icat etmek ve bir çocuk gibi yuvarlanmak yerlerde. Ancaaaak; beynimizi ve vücudumuzu zinde tutmak için çalışmaya devam etmemiz gerek, taaa yeter olduğunu BİZ, KENDİMİZ hissedinceye kadar. Ben de öyle yapacağım.
Nereden nereye geldi söz, değil mi? İşte kantinin terasına oturup bunları geçirdim kafamdan dün. Gençleri izledim keyifle. Onlarla genç oldum, genç hissettim. Önlerindeki zorlu yılları düşündüm. Misyonları ve vizyonlarını geçirdim içimden ve hatta ilk dersimde de onlara bunları sordum. Misyonlarının; şu an yaptıkları herşey, tüm çabaları olduğunu ve gelecekte olmayı düşledikleri yere gelene kadar yani vizyonlarına ulaşana kadar neleri yapmaları gerektiği konusunda beyin cimnastiği yaptım onlarla. Farkındalık yaratmaktı amacım ve sonraki günlerde de hazırbulunuşluk düzeylerini yükseltmek! Şu an 103 öğrencim, diğer bir deyişle 103 genç öğretmenim var, bir dönem boyunca benimle çalışacak. Öyle şeyler yapmalıyız ki onlarla; mezun olup, çalışmaya başladıklarında gerçekleştirilebilir ve kendilerini mutlu hissettirecek hedefleri olsun kendilerince. Dostları, arkadaşları olsun birlikte proje oluşturup genele yayabilecekleri. Aydınlık düşünceler doldursun kafalarının içini, yürekleri rengarenk olsun, çiçek çiçek. Mutsuz başlamasınlar yaşama daha baharlarında. Kıpır kıpır olsunlar, kadın erkek ayrımı gütmeden, kaç-göç yaşamadan. Elele versinler dudaklarında gülücük ve bir de mırıldanılan şarkıyla.
İşte her yeni dönem başında ben böyle olurum dostlar: Kâh giderim çocukluk yıllarıma, dolaşırım Manisa'da, Kütahya'da, Balıkesir'de. Öğretmen olmaya çalıştığım günler geceler boyu okul bahçesinde kelime ezberleyen öğretmen adayı olurum İzmir'de. Sonra konarım birer birer okul bahçelerine Tuzla'nın, Göle'nin, Antep'in bir garip martı gibi, vatanı her yer olan denizli ya da denizsiz. Sonra çıkarım yurt dışına, uçarım farklı diyarlara, farklı dostlar bulurum kendime. Ayrı din, ayrı dil ve ayrı ırkta ama gönlü aynı benim gibi çarpan. Sarılırız sonra hep birlikte ortak dileğimize ve bir mabet olur yeryüzü hepimizin kutsal ülküsüne. Çırpınırız, çırparız kanatlarımızı, yavrularımızı uçurmak için göklere ve sonra... sonra ne olur bilemem! Hayırlısı olsun demekten başka birşey gelmez elimden.
Evet, işte ilk iki günün bendeki yansıması yukarda yazdıklarım. Bir de dönem sonu yazmalıyım yaşananları bir bir. Acısıyla, tatlısıyla paylaşmalıyım tanıklıklarımı. Bu arada umarım genç öğretmenlerim de açacak birer Blog ve paylaşacaklar duygularını, yaşanmışlıklarını ve de yaşayamadıklarını. Hepsi birer umut türküsü olacak dudaklarında, gelecek günlere kalan.
Şimdi vedâ etme vakti canlarım. Yarın belki yazarım, kim bilir belki de daha sonraki güne kalır yazıp paylaşacaklarım. Ancak şu kesin ki; sürecek ve anlatılacak hayallerim, umutlarım ve düşlerim. 
Hayal Köksal

2 Temmuz 2013 Salı

HAYAL'DEN GERÇEĞE...: Zaman Su Gibi Akıp Gidiyor

HAYAL'DEN GERÇEĞE...: Zaman Su Gibi Akıp Gidiyor: Sevgili Dostlar, Bloğumu son yazdığım tarihe baktım da zamanın su gibi akıp gittiğine bir kez daha inandım. Bu tür yaşanmışlıklarda yap...