7 Mart 2009 Cumartesi

Çok Güzel bir Yaşam Öyküsü

Sevgili Dostlar,
Bugün Sayın Oktay Canpolat tarafından gönderilen çok güzel ve örnek bir yaşam öyküsünü sizlerle paylaşmak istiyorum. Hepimize örnek ola...
Sevgilerimle.
Hayal Köksal
Yaşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti. Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın 'Günaydın Anne, Günaydın Baba' dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. 'Günaydın Kocacığım' dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp 'Günaydın Evlatlarım' dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz atıp 'Sizleri, hepinizi çok özledim' dedi.Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama 'Bir taksi istiyorum' dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi.
Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu.Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. 'Patlama be adam' dedi. Nihayet taksiye binebildi.'Teyze hoş geldin' dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. 'Nereye gidiyoruz?' Kadın kısa bir sessizliğin sonunda 'Tüm bir gün beni taşırmısın?' diye sordu. 'Sana 500 lira veririm.' Adam küçümser bir gülümseme ile, 'Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze' dedi.Kadın gülümsedi'O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?''Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım.
İlk önce nereye gideceğiz?''Anıtkabir'e''Anıtkabir'e mi?'Evet''Tamam teyzeciğim''Yaş kaç teyzeciğim?''Seksen sekiz''Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim''Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum''Haklısın teyzecim'Taksi Anıtkabir'in kapısına gelmişti. Şoför 'Teyzeciğim geldik' dedi. Dalgın görünen kadın 'Evladım burada yardımına ihtiyacım var' dedi. 'Benimle gel' Adam şaşırmıştı. 'Tabii teyze' dedi. Kuşkulu gözlerle 'Bizi buraya alırlar mı?' diye sordu.O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak 'Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?' dedi'Hayır''Kaç yıldır Ankara'da yaşıyorsun?''Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme''Ee o zaman''Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben
'Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde'Nasıl çıkacaksın Teyze?' diye sordu.'Her ay nasıl çıkıyorsam öyle''Her ay geliyormusun?''Evet'Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti. 'Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım'. Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra, 'Hadi gidelim' dedi.
Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı. 'Yoruldun mu Teyze' dedi.Kadın sustu. Bir süre suskunluktan sonra 'Evet hem de çok yoruldum' diye cevapladı.'Nereye gidiyoruz?''Bankaya'!Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk'e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.'Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?''Sor bakalım evladım''Anıtkabir'de Atatürk'e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?''Uzun hikaye evladım''Olsun be teyze anlat ne olur''Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende 'Adalet' dedim. Bunun üzerine 'Ne güzel ismin varmış' dedi. 'Okulu bitirince ne olacaksın' dedi bana. Hemşire dedim. Oda 'Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır' dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, 'Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın' dedi .''Sen ne dedin peki?''Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.''Peki olabildin mi Adalet Teyze?
''Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.''Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze''Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin''Haklısın Adalet Teyze. Bu banka mı gelmek istediğin'?'Evet'!'Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?''Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım?''Osman teyzeciğim''Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?''Tamam teyzeciğim'! Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğinifark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü. 'Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür' diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.
'Hoş geldin Hakim Teyze' 'Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.'
'Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?' 'Yok aksine hoşuma gitti. Sağol' 'Nereye gidiyoruz?' 'Seyranbağlarına' 'Tabii' 'Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen' 'Tüm Anadolu'yu karış karış gezdik rahmetli kocamla' 'Ne iş yapardı amca?' 'Subaydı.' 'Ne zaman vefat etti?' 1952'de' 'Çok olmuş.Gençmiş' 'Kore savaşında şehit oldu.' 'Allah rahmet eylesin Hakim teyze' ' Sağol' 'Seyranbağları'na geldik nereye gideceğiz?' 'Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.' 'Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben' 'Yok bekle burada' Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktangörünen levhasına baktı. 'Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu' yazısını okudu. Anlam veremedi. 'Bu kadın burada ne yapar ki?' diye düşündü.
Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibarbir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın 'Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin' dedi.Adalet hanım, buğulu gözlerle 'İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın' dedi.Araba hareket etti.'Nereye Hakim Teyze?' 'Hemen iki sokak öteye' Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti.Bu binada da 'Ankara Seyranbağları Huzurevi' yazıyordu. 'Bekle beni' Tabii Hakim Teyze' Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çokyaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıpöpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım'ın gözlerinden akan yaşları fark etti.'İyi misin Hakim Teyze''İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor''Nereye gidiyoruz?''Cebeci Asri Mezarlığına''Tamam''Teyze nerelisin sen?''Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke'ye döndük. Allah'a Şükür Babam'da sağ salim döndü savaştan.''Sonra ne oldu?''Liseye Aydın'a gönderdi babam. Orada Atatürk'le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul'a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye'de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..''Çocuğunuz var mı?''Bir kızım bir oğlum vardı.''Neredeler şimdi?''Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.''Ne güzel''1978'de Fransa'da Ermeniler öldürdüler.''Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani''Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.''Amin. Ya kızın?''O eşi ve çocukları ile İzmit'te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999'da depremde hepsi vefat ettiler.''Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma''Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol''Geldik Teyze''Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.''Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.''Yok beni alacaklar buradan''Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 'yi ona veririm. Gerisi kalsın. Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.''Çocukların var mı?''İki tane ellerinden öperler.' Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.'Adları nedir?''Kemal ve Ayşe''Oğlumun adı da Kemaldi.'Sessizliğin ardından Osman'ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..'Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut.Atatürk'ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.'Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu. Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı. Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.Ertesi gün Ankara'da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi. Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı. Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti:'Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ'a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ'ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları'ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ'ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.'Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar. Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman'ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında'Gökler bile sana ağlıyor' diyerek ağladığıydı.Nuriye ÖZDİNÇER Şerefle bitirilmesi gereken ,En asil görev, hayattır.Bir lokma ekmek için,Şerefini çiğnetmeye;Bir anlık eğlence için,Servetini tüketmeye;Bir zamanlık mevkii için,El ayak öpmeye;Günlük menfaatler için,Onurunu terketmeye,Bir kısım insanlara kızıp;Tüm insanlara düşmanOlmaya değmez bu hayat. hayatta en güzel şey şerefle gururla haysiyetinle ölebilmektir anlayabilene...

4 Mart 2009 Çarşamba

"Dünya Kadınları" ve Ajandanız...

Sevgili Dostlarım,
Bildiğiniz gibi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Yaşam koşullarının yıllar geçtikçe daha da iyileşmesi, güzelleşmesi ve olumlu meyveler vermesi beklenen 21. yüzyıl dünyasında kadının acımasız şiddete maruz kaldığını ve erkekle eşit haklardan yoksun bırakıldığını her ülkede gözlemlemek mümkün. Bunun nedenini anlamak çok zor, çünkü hepimiz biliyoruz ki geleceğin erkeğini de kadınını da yetiştiren yine "Kadın". "Ana" iken kıymetli olan kadın kız evlat ve eş olduğunda neden değer kaybetmiş görüntüsü veriyor? Neden ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor ve şiddete uğruyor? Atatürk kadına verdiği önemi hem davranışlarıyla ve hem de birçok dünya ülkesinden önce ona kazandırdığı haklarla büyüklüğünü ve öngörü gücünü bir kez daha kanıtlamış bir lider. Bizler onun bize tanıdığı bu çağdaş ve gelişimden yana önderliğini sadece onaylamak veya takdir etmekle kalmıyor, yaşamımıza yaptığımız aktarımlarda ne kadar haklı olduğunu anlıyoruz; zira görüyor, tanık oluyor ve yaşıyoruz.
Her yıl sadece "Kadın Haftası"nda değil yıl boyu yaptıkları etkinliklerle kadın uyanışına destek veren İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği bu yıl da çok zengin bir program hazırlamış. Ajandanızı ayarlayabilmeniz için Sayın Nazan Moroğlu'nun paylaşmış olduğu bu programı ben de okurlarımla, siz sevgili dostlarımla paylaşmak istedim. Lütfen elinizden geldiğince bu etkinliklere katılın ve gereksinimi olduğunu düşündüğünüz kadın ve erkek dostlarınızı da katılmaya yüreklendiriniz.
Tüm dünyada erkek-kadın ayrımı yapılmaksızın büyütülecek yavrularımızın ne kadar mutlu bireyler olacağını kestirmek hiç de güç olmasa gerek!
Sonsuz sevgi ve saygılarımla.
Hayal Köksal
İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği (İKKB)
Kadın Haftası Etkinlikleri
--------------------------
3 - 14 Mart 2009
---------------------------
Dünya Kadınlar Günü Etkinliklerini
Prof. Dr. Türkel Minibaş’a Armağan Ediyoruz

4 Mart 2009 Çarşamba
“Günümüzde Kadın, Sanatta Kadın”
Tarih : 4 Mart 2009
Saat : 14:00 – 17:00
Yer : Beşiktaş Afife Jale Sahnesi, ORTAKÖY Kültür Merkezi

"8 Mart ve Haklarımız"
Tarih : 4 Mart 2009
Saat : 11:00
Yer : ŞİŞLİ Halk Eğitim Merkezi
Profilo İş Merkezi arkası, Mecidiyeköy

5 Mart 2009 Perşembe
“İslamiyette Tüp Bebek”
Tarih : 5 Mart 2009
Saat : 14.00
Yer : Yunus Emre Kültür Merkezi, ATAKÖY

7 Mart 2009 Cumartesi
“Töre ve Kadın”
Tarih : 7 Mart 2009
Saat : 11:00 – 14:00
Yer : İstanbul Barosu Orhan Adli Apaydın
Salonu; İstiklal Caddesi, BEYOĞLU

8 Mart 2009 Pazar
Dünya Kadınlar Günü
Tarih : 8 Mart 2008
Saat : 10:30 – 12:30
Konu : “İğneli Koltukta 4.5 Yıl”
Yer : The Marmara Oteli
Opera Salonu, Taksim
Tarih : 8 Mart 2009
Saat : 13:30
Kadına Yönelik Şiddete Dur Demek için;
"Ekmek ve Gül" için ELELE
Yer : Demokrasi Anıtı
BEŞİKTAŞ Meydanı

9 Mart 2009 Pazartesi
“Kadın İş Gücü, Sendikal Haklar ve Siyaset”
Tarih : 9 Mart 2009 Pazartesi
Saat : 14:00
Yer :Bağımsız Cumhuriyet Partisi İl Başkanlığı,
Barbaros Bul. Eski Yıldız yolu
No:16 D:2 BEŞİKTAŞ
10 Mart 2009 Salı
“Aile İçi Şiddete Son”
Tarih : 10 Mart 2009
Saat : 14:00 – 16:00
Yer : Fatih Kız Lisesi Konferans Salonu
Darüşşafaka Cad. Fatih,
0212/ 523 37 06; 532 27 33

12 Mart 2009 Perşembe
“Yerel Yönetimde Kadın”
Tarih : 12 Mart 2009
Saat : 13:00 – 15:00
Yer :BAKIRKÖY HALK EĞİTİM Merkezi
Kartaltepe; General Şükrü Kanatlı Cd. No:3

13 Mart 2009 Cuma
“Çocuk Gelinler”
Tarih : 13 Mart 2009
Saat : 14.00
Yer : Yunus Emre Kültür Merkezi, ATAKÖY

14 Mart 2009 Cumartesi
'Mutlu Aile ve Aile Fertlerinin İlişkileri'
Tarih : 14 Mart 2009
Saat : 13.00
Yer : Beykoz Atatürk İlköğretim Okulu

3 Mart 2009 Salı

3 Devrim Yasasının 85. Yıldönümü

Sevgili Dostlar,
Bugün yani 3 Mart 2009 günü, Türk Demokrasisinin en önemli temellerinden bir bölümünü atan ve laiklik yasaları olarak bilinen "3 Devrim Yasası'nın (Şeriye ve Evkaf Vekaletinin Kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat Yasası ve Halifeliğin Kaldırılması) 85. yıldönümüdür. Hem sevgili Atamızı hasretle yadediyor ve hem de devrim ve ilkelerine bağlılığımızı bir kez daha yinelemek istiyorum.
Sağlık sorunlarıyla uğraşmak durumunda kaldığım bu günlerde her işin başı sağlık diyor ve Sayın Kemal Kocabaş arkadaşımın gönderdiği iletiyi sizlerle de paylaşmak istiyorum. Sağlık ve esenlikle kalın.
Hayal Köksal

HERKES YAPMALI :)
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart, Çek kızarmış ekmek kokusunu içine, Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, Ohhh şöyle bir hafifle Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak Çiçek görürsen kokla,köpek görürsen okşa , çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı, hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire , Sizden âlâ misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil, Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
Can Yücel

23 Şubat 2009 Pazartesi

MARTI SİMGESİ...

Sevgili Dostlar,
Mükemmellik yolculuğu olan kalite çalışmalarında "risk almak" faktörü "değişim"i yaratabilmek adına çok önemli bir unsur. Benden Bilişimci Martı Projelerinin "Neden başka bir canlı değil de martı?" olduğu sorulur durulur senelerdir...İşte yanıtı bu! Tabii ki bir de İstanbul'un simgesi olması ve Jonathan Livingston'un etkisi büyük. Bugünkü Cumhuriyet gazetesinde Sayın Ali Kılıç'tan bir şiir vardı. Sizlerle paylaşmadan edemedim. Sevgiyle kalın, ufkunuz hep açık ve mavi olsun ama ayaklarınız da yukardaki Martı gibi sağlam bassın. :)


Yaşamak risk almaktır arkadaş

adam gibi yaşayacaksan risk alacaksin

yoksa ot gibi yaşarsın, ot gibi

martıyı örnek al arkadaş

nasıl saldırıyor simide

ölümdenkorkmadan

saldıracaksın simide

risk alacaksın arkadaş risk

yoksa ot gibi yaşarsın....


Hayal Köksal

21 Şubat 2009 Cumartesi

Educaturk, Oki ve Ortak Projeler







Değerli Dostlar,
19-20 Şubat günleri Lütfi Kırdar'da açılan Educaturk Eğitim Fuarındaydım. Oki Printing Solutions ile birlikte yürüttüğümüz iki projenin paylaşımı için eğitimcilerle ve öğrencilerle buluştuk. Bu konudaki içtenlikleri ve destekleri için kendilerine teşekkürü bir borç biliyorum. Farklı çalışmaları ve kurumları tanımanın iyi bir yolu olduğuna inandığım bu etkinliğe sizlerin de katıldığını umuyorum. Bu tür etkinlikler öncesinde doğal olarak öğretmenlerimize düşen görev;
- Okulları temsilen gidilen bu yerde nasıl davranılacağını,
- Hangi standlerden ne tür yararlanılacağını ve
- Olabildiğince çok şey öğrenmenin gerçekleşmesi için neler yapılacağını paylaşmak olmalı ki ortaya daha sonra zaman kaybedildiği bezginliği ya da utandırıcı ve rahatsız edici durumlar çıkmasın!
Bilişimci Martılar Projemizde halkalarımızın çok hoş etkinliklere imza attığını görüyoruz. Bunlardan biri de Sivas Kız Meslek ve Anadolu meslek Liselerinin gerçekleştirdiği çalışma (Bkz. Üstteki Afiş çalışması). Tüm ekiplerimizi kutluyor, başarılar diliyorum.
Hayal KÖKSAL

18 Şubat 2009 Çarşamba

Boğaziçi Günleri başladı.

Değerli Dostlar,
Bugün yine yeni bir grup genç, dinamik ve yaratıcı gençle tanışacağım "Innovative Teaching" dersim Boğaziçi Üniversitesi, Eğitim Fakültesinde başladı. Yenilikçi fikirlerin öğretmenlerden gelmesi gereğine olan inancım nedeniyle gitgide daha sıkı bağlandığım ve her dönem yeni içerik maddeleri eklediğim bu dönem dersim yine TKY ve İmece Halkaları seminerleri ile başlayacak. Daha sonra ise Barış, Üretkenlik, Bilişim ve Engelli öğrencilerin mevcut sorunlarına odaklanmayı, çözüm üretici projeler geliştirmeyi öğrenecekler. Birlikte çok şey üretecek ve bu arada ben de onlardan çok şey öğreneceğim. Sevgili gençler iyi ki varsınız ve öğrenme-öğretme aşkıyla dolusunuz. Sizleri çok seviyor ve ülkemin geleceği adına sizlere çok ama pek çok güveniyorum. Yukardaki resim ilk dersin sonunda coşkuyla dersten ayrılmakta olan yeni öğrencilerime ait. İlk ödevlerini aldılar bile... Yenilikçi bir ruhla okullarına gittikleri zaman kullanacakları kendi alanlarındaki ilk projelerini hazırlayacaklar. Başarılı olacakalrına inanıyorum.
Sevgilerimle...
Hayal Köksal

9 Şubat 2009 Pazartesi

Yeni Dönem Hayırlı Olsun








Sevgili Öğrenciler, Değerli Eğitimci Dostlarım,
Yeni bir eğitim-öğretim dönemine daha başlıyorsunuz. Yaşamın sürekli bir gelişim süreci olduğunu ve bu eğitim dönemlerinin hayatınızın sonuna kadar farklı şekil ve içerikler halinde devam edeceğini hatırlatarak mutlu, keyifli ve verimli günler diliyorum. Sınıflarınızın ümitlerin yeşerdiği mutluluk vadileri olması en büyük arzum. Çünkü sevgili yavrularımız ve siz bunu hak ediyorsunuz.
Bilişimci Martılarımızın bu dönem daha yoğun çalışacağını umuyorum. altı tanesi uluslararası olmak üzere 26 ekiple yola çıktık.
Bu arada Sürekli Gelişim Derneği olarak İstanbul Sivil Toplum Kuruluşları arasındaki yerimizi alarak proje geliştirme çalışmalarımıza yoğunlaştık (Resimler Sayın Abdullah Tanır Beyle yapılan STK toplantısından) . Paylaşmak istedim.
Sevgi ve saygılarımla.
Hayal KÖKSAL